PNEUMONİ (AKCİĞER ENFEKSİYONU)
- Büyükbaş Hastalıkları, Hastalıklar, Küçükbaş Hastalıkları, Slider
- 27 Mart 2025
- Yorum yaz
- 1.697 kez görüntülendi

Akciğerlerin yangısıdır. Çoğunlukla bronşlarda yangıya katılır. Hastalık sıklıkla plevraya yayılabilir. İmmunite gelişiminin zayıf olması, aşılamaların etkin şekilde kullanılmayışı ve hastalarda yoğun antibiyotik kullanılması nedeniyle ekonomik olarak önemli bir hastalıktır. Sağaltıma yanıtın iyi olmasına karşın hastalardaki verim düşüklüğü diğer bir ekonomik zarardır.
Etiyolojisi:
Birçok faktörün birlikte rol oynadığı hastalıklardır. Hastalığın klinik belirtilerinin ortaya çıkmasında ve şiddetinde bakım ve çevre şartlarının önemi fazladır. Parainfluenza 3, İBR virüs ve Respiratory syncitial virüs tek başlarına sadece hafif derecede veya subklinik pnömoniye yol açarlar. Bu etkenler mukosiliyer transport sistemini inhibe ederek ve alveolar makrofajların fonksiyonlarını deprese ederek akciğerlerde Pasteurella haemolytica ve P. Multocida gibi bakterilerin sekunder enfeksiyonuna fırsat sağlar. Akciğerlerdeki patolojik değişikliklerin çoğunda bakteriler sorumludur. Pnömonide mantarlar, akciğer nematodları, fiziksel ve kimyasal ajanlar rol oynamaktadır.
Patogenezis:
Sığır akciğeri anatomik ve fizyolojik özellikleri nedeniyle pnömoni oluşumuna yatkındır. Sığır akciğerlerinde gaz değişim kapasitesi düşük olduğundan bronş ve alveollerdeki oksijen miktarıda azdır. Oksijen düzeyinin düşük olması mukosiliyer ve alveolar makrofaj aktivitesinin azalmasına neden olur. Solunan havanın oksijeninden daha fazla yararlanabilmek için solunum sayısı yavaştır ve akciğerler havadaki çeşitli etkenlere uzun süre temas eder. Ayrıca akciğerler çok kompartımanlı olduğundan daralmalar daha kolay meydana gelir. Sığır akciğerlerinde makrofaj sayısı diğer türlere göre daha az ve mukusta lizozim biyoaktivitesi düşük olduğundan enfeksiyonlara daha duyarlıdır.
Pnömoni; solunan irkiltici gazlar veya aerosoller, aspire edilen yabancı materyaller, aeorojen virüs, bakteri, mantar, metazoalar tarafından oluşturulur. Etkenin hava yollarında tutulması, solunum sistemindeki duyarlı bölgelere yerleşmesi ve buralarda çoğalması enfeksiyonun gelişmesi için gereklidir.
Akciğerlere giren etkenin pnömoni oluşturması etkenin türüne, virülensine ve giriş yoluna göre değişir. Bekteriler genellikle solunum yoluyla girerler. Etken önce primer bronşiyolitise neden olur, daha sonra pulmoner paranşime yayılır ve akciğerlerde reaksiyon olarak fibrinöz karakterde yangı meydana gelir.
Bakteriyel pnömonilerde bakteriler veya nekrotik dokulardan köken alan toksinler toksemiye ve yangısal eksudasyona bağlı yaş rallerin ortaya çıkmasına yol açar. Virüsler genellikle inholasyonla alınır ve primer bronşiyolitise neden olur. Etken alveol epitelinde proliferasyona ve ödeme, intersitisyel doku kalınlaşmasına ve alveoller etrafında lenfosit artışına yol açar. Bakteriyel enfeksiyonlarda olduğu gibi yangısel rekasiyon ve toksemi belirlenmez.
Pnömoni akciğerlerde meydana gelen patolojik değişikliklere göre bronkopnömoni, fibrinli pnömoni ve intersitisyel pnömoni olmak üzere üç tipte gelişir.
Semptomlar:
Hastalığın akut döneminde hızlı ve yüzlek solunum ilk ve erken belirtidir. Dispne ( güç solunum ) akciğer dokusunun büyük kısmının etkilenmesiyle ortaya çıkar. Dispne hastaların çoğunda inspiratorik bazen de ekspratorik karakterdedir. Ağzı açık solunum, başın ileri uzatılması, burun deliklerinin genişletilmesi ve dirseklerin vücuttan uzak tutulması her iki akciğerde ciddi enfeksiyonun varlığını gösterir. İki taraflı mukoprulent burun akıntısı, yaş, prodüktif ve ağrılı öksürük belirlenir. Kronik dönemde burun akıntısı görülmeyebilir ve kuru öksürük vardır. Vücut sıcaklığı akut pnömonide 40-41 dereceye yükselir.
Göğüs kafesinde ağrı, yüzlek solunum ve hareket etme isteksizliği bulunan pnömonili hastalarda plöritis düşünülmelidir. Akciğerlerin öskültasyonunda belirgin bronşiyal seslerin duyulması akciğer dokusunun kalınlaştığını, çıtırtı sesi duyulduğunda akciğerde ödem sıvısı veya hareketli eksudat bulunduğunu gösterir. İnspirasyon ve ekspirasyonda akciğer sahasının ventral üçte birinde sürtünme sesinin duyulması plöritise işaret eder.
Kronik pnömonilerde hastalar deprese, iştahsız, zayıflamış, kıllar kaba ve karışık görünümdedir. Hızlı, yüzlek ve sıkıntılı solunum vardır. Ekspirasyon sırasında inleme ve ara sıra öksürük belirlenir. Vücut sıcaklığı hafif yüksek veya normaldir.
Diagnoz:
Solunum hareketleri, diğer klinik bulgular izlenerek ve akciğerlerin öskültasyonu yapılarak solunum sistemi hastalığından şüphelenilir. Etken izolasyonu için trans trakeyal aspirasyon veya bronkoalveoler lavaj sıvısının mikrobiyolojik kontrolü gerekir.
Pnömoni tanısı konulurken akciğer seslerinin pnömoni dışında bazı hastalıklarda da belirginleşeceği, dispnenin üst solunum yolu hastalıklarında ve karın içi basıncın arttığı durumlarda da ortaya çıkabileceği dikkate alınmalıdır. Konjessif kalp yetmezliğinde, aneminin son döneminde, bazı zehirli maddelerle zehirlenmelerde, hipertermi ve asidoziste polipne ve dispne şekillenir. Bu hastalarda pnömoniden farklı olarak anormal akciğer sesleri duyulmaz. Üst solunum yolları ile ilgili bozukluklarda değişik derecelerde inspiratorik solunum güçlüğü gözlenir. Larengitis ve trakeyitisde öksürük bulgusu pnömoniye nazaran daha sık ve şiddetlidir. Hafif trakeyal palpasyonda öksürük ortaya çıkar.
Profilaksi:
Akut salgınlarda hastalar sürüden ayrı tutulur. Hastalarla bir arada olanlarda erken tanı koyabilmek için hergün vücut sıcaklıkları belirlenir. Hastalığın her yıl görüldüğü yetiştiriciliklerde hastalığın çıktığı dönemden önce yeme chlortetracycline katılması morbidite ve mortaliteyi düşürür. Viral ve bakteriyel hastalıklara karşı hazırlanmış aşıların kullanılması yararlı olur.
Tedavi:
Veteriner Hekiminize danışınız!
Kaynak:
- Prof. Dr. Yusuf GÜL (Geviş Getiren Hayvanların İç Hastalıkları)








Henüz yorum yapılmamış.